YUMURTA DONDURMA (OOSİT DONDURMA)

On ice: Human egg tanks at the assisted reproduction and gynaecology centre


Dünyada 30 yaş altı yaklaşık 1000 kadından biri erken menopoz tehdidi altındadır. Günümüz toplumunda kariyerini tamamladıktan sonra gebelik isteyen kadın sayısının artışı, erken menopoz riskinin otuzlu yaşlardan itibaren 100’de birlere kadar yükselmesi, artan kanser olgularında doğurganlığın korunmasının gerekliliği önemli sorunlardır. İşte yumurta - oosit dondurma sayesinde; kırklı yaş, azalmış over rezervi veya erken menopoz, kanserli olgularda doğurganlığın korunması gibi problemi olan hastalarımıza, üreme yeteneklerini kaybetmeden ileride bu yumurtaları kullanarak tüp bebek tedavisi ile çocuk sahibi olabilme olanağı sağlayabilmekteyiz. Yumurta (oosit) dondurma işlemi; yumurtalıklardan toplanan olgun yumurtaların, daha sonraki yıllarda gebelik için kullanmak amacıyla özel yöntemlerle dondurulup saklanması esasına dayanır.
Ülkemizde tüp bebek yönetmeliğinde yapılan en son değişiklikle; önceden ciddi bir cerrahi operasyon geçirecek, malign - habis bir hastalık nedeni ile kemoterapi veya radyoterapi alacak kadınlara verilmiş yumurta hücresi veya yumurtalık dokusunun dondurularak saklanması izni, over rezervi azalmış veya erken menopoz riski olan  doğum yapmamış kadınlara da, sağlık kurul raporu almak kaydı ile verilmektedir.


YUMURTA DONDURMA İŞLEMİ KİMLERE, NE ZAMAN UYGULANIR ?
Yumurta dondurma işlemi yumurtalıklarında yumurta üretimi olan her yaştaki kadına yapılabilir. Yumurta dondurma işlemini:
Kanser tedavisi olarak kemoterapi ve radyoterapi gibi yumurta hücrelerine zararlı tedavilere başlamadan önce,
Ailesinde erken menopoz öyküsü olan, yumurtalık rezervi azalmış henüz evlenmemiş ve gebe kalamamış kadınlara,
Over - yumurtalıkları ameliyatla alınması gereken, dolayısı ile üreme fonksiyonlarının kaybedilmesi riski olan kadınlara ameliyat öncesinde,
Gebeliklerini geç evlenme nedeni ile ileri yaşlara erteleyen kadınlara yapmaktayız.


YUMURTA DONDURMA İŞLEMİNİN AŞAMALARI
Yumurta dondurma işlemi yaklaşık 10-15 gün sürmektedir.
Yumurta Geliştirme: Adetinin 2-3. günü yumurtaları uyarıcı gonadotropin iğnelerine başlayarak,  gelişebildiği kadar çok yumurta geliştirmeye çalışıyoruz. Bu zaman sürecinde hastamız ortalama 4-5 kez muayene, ultrasonografi ve hormon tetkikimizden geçmektedir.
Yumurtaların Toplanması (OPU - Oocyte pick up): Yumurta - follikül büyüklükleri istenilen düzeye ulaştığında, gelişen yumurtaları vajinal ultrasonografi eşliğinde özel iğnelerle topluyoruz. Bu işlem genel anestezi altında yapılmakta ve yaklaşık 10-15 dakika sürmektedir. Hastamız yaklaşık 2 saat sonra normal yaşamına dönebilir.
Yumurtaların Dondurulması: Toplanan yumurtaları, klasik tüp bebek işleminde yaptığımız mikroenjeksiyon (ICSI/IMSI) ile dölleme işlemi yapmadan, antifriz özellikli kimyasal solüsyonlarla (kriyoprotektan) işlemden geçirerek, -196 C°' de sıvı azot tanklarında uzun süre saklanacak şekilde donduruyoruz. Dondurma; vitrifikasyon (camlaştırma) dediğimiz, tecrübe isteyen, çok hızlı dondurma prensibine dayanan, amacı dondurma sırasında yumurtalara ciddi zararlar verebilecek su kristallerinin oluşmasını engellemek olan, özel bir teknikle yapılmaktadır.
Tüp Bebek Tedavisi: Gebelik istediğinde hastamız bize başvurmakta, biz de hastanın yumurtalarını çözerek tüp bebek işlemini başlatmaktayız. Vitrifikasyon ile dondurulan yumurtalar yaklaşık % 90-100 oranında canlı kalmaktadırlar. Canlı olarak çözüldüğü saptanan yumurtalara, eşlerden alınan spermlerle mikroenjeksiyon (ICSI/IMSI) ile dölleme işlemi yapıp, gelişen embriyoları klasik tüp bebekte olduğu gibi hastamıza transfer etmekteyiz.
Son çalışmalar; yaş faktörü de göze alındığında, vitrifikasyon ile dondurulup çözülen yumurtalardan elde edilen embriyoların transferi ile, taze embryo transferine yakın gebelik oranlarının sağlanabildiğini göstermektedir.

Our awesome tips and tricks to Help to Manage IVF Stress

Tüp bebek tedavilerinde en çok zorlandığımız hasta gruplarından birisi, ileri yaş veya azalmış yumurtalık rezervi olan hastalarımızdır. Otuz sekiz yaş üstü ve azalmış yumurtalık rezervi olan kadınlarda sıklıkla standart tüp bebek tedavileri ile daha az yumurta elde edebilmekteyiz. Verilen yüksek doz ilaçlar nedeniyle tedavi maliyetinin bu hasta grubunda 2-3 katına çıkması da ayrı bir sorundur. Bu hastalarımızda gördüğümüz artan tedavi iptalleri, yüksek maliyet, düşük gebelik oranları gibi problemleri de çözmemiz gerekmektedir. 

 

Human Embryonic Stem Cells Cloned - MIT Technology Review

 

Bu hasta grubumuza uygulanabilecek en iyi çözüm seçeneklerinden birisi, mini IVF – mini tüp bebek ve gerekirse embryo bankası yöntemidir. Mini tüp bebek ilk kez Japonya’ daki Kato Ladies Clinic de geliştirilip, Dünya’ daki bazı önemli tüp bebek merkezlerinde uygulanarak popülarize edildi. Ben de kendi tedavi pratiğimde; ileri yaş ve düşük over – yumurtalık rezervi olan hastalarımda, mini ivf – mini tüp bebek yöntemini yaygın olarak kullanmaktayım.

Mini tüp bebek yönteminde; daha basit bir stimülasyon protokolü ile, daha kaliteli yumurtalar elde etmeyi amaçlamaktayız. Mini tüp bebek yönteminde amaç; yüksek doz ilaç kullanarak birkaç kötü kalite yumurta elde etme yerine, rezervi azalmış yumurtalıklardan, minimal ilaç uyarısı ile daha iyi kalite yumurta elde etmektir. Bu yöntemle, verilen yüksek doz hormon ilaçlarının hastalarımızda yapabildiği şişkinlik gibi birçok yakınmanın da önüne geçilebilmektedir. Ayrıca mini tüp bebek yöntemi, uygulanması hasta açısından daha kolay ve daha ucuz bir yöntemdir. Mini tüp bebek yönteminin başarısı; kullandığımız stimülasyon protokolünü, kadının normal fizyolojik döngüsüne benzer şekilde uygulamamızdan kaynaklanmaktadır.

Yumurtalık rezervi düşük olan hastalarımızda uyguladığımız mini tüp bebek yöntemi, embriyo bankası yöntemini de uygulamamızı olanaklı kılmaktadır. Embriyo bankası uygulamasında; her denemede elde ettiğimiz 1-2 ? embriyoyu vitrifikasyon yöntemi ile donduruyoruz.  İki veya 3 yumurta geliştirme siklusu sonrası elde edip dondurduğumuz embriyoları (2 - 4 adet ?), daha sonra yaptığımız 2 - 3 çözülme siklusu ile hastalarımıza transfer ederek, daha yüksek gebelik şansları elde edebilmekteyiz.

 

Tüp bebek tedavilerinde asıl amacımız; iyi kalite embryoyu, transfer edildiğinde gebeliğin oluşması için en uygun zamandaki (endometrial reseptivite – embryoyu kabul edebilirlik) rahim içi zarına – endometriuma  transfer ederek, en yüksek gebelik oranını sağlamaktır. Rahim içi zarının embryoyu kabul ettiği dönem; yumurtlamadan, yani yumurtlamayı sağlayan LH hormonu artışından sonraki 3-6 gündür. Bu dönem dışında embryonun rahime tutunması ve gebeliğin oluşması olanaksızdır.

 

  

 

 

Tüp bebek tedavisinde; yumurtaların gelişimini sağladıktan sonra çatlatma iğnesi yapıp, bundan 33-36 saat sonra yumurtaların toplanması (OPU) işlemini yapıyoruz. Bu sırada yumurtlamayı sağlayan LH, ve yumurtalıklardaki folliküllerden salgılanan progesteron hormonlarında artış olmaktadır. Progesteronun birincil görevi; yumurtalar toplandıktan 3-5 gün sonra yaptığımız embryo transferinde, transfer ettiğimiz embryoların rahime tutunup gebeliğin oluşması için rahim içi zarını hazırlamak ve yukarıda sözünü ettiğimiz endometrial reseptiviteyi arttırmaktır. Biz de hastalarımıza yumurta toplaması sonrası, yumurtalıklardan salınana ek olarak progesteron hormonu içeren ilaçları bu amaçla veriyoruz.  

 

Kadınların çoğunda embryonun rahime tutunma dönemi (reseptif dönem) LH artışından 3-6 gün sonra olsa da, tekrarlayan tüp bebek başarısızlıkları olan kadınların incelenmesinde bu reseptif dönemin farklı olabildiği saptanmıştır.  Yani bu hasta grubunda neden; embryo transferinin rahim içi zarının gebeliğe uygun - reseptif olmadığı dönemde yapılmış olması olabilir.

Bu düşünceden hareketle geliştirilen ERA (Endometrial Receptivity Assay)  Testi’ nde; rahim içi zarının gebeliğe uygun zamanının daha net saptanması amaçlanmaktadır.

Bu testi tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı olan (3 tüp bebek denemesi yapıp, toplamda en az 4 kaliteli embriyotransfer edilmesine karşın gebe kalamayan hasta grubu) nedenlerin araştırılmasında başka neden bulamadığımız hastalarımıza uygulamaktayız.

Testi tüp bebek tedavisi başlanacak dönemden önceki aylarda yapıyoruz.

 

ERA Testinin Yapılışı

Kişinin doğal siklusunda adetin yaklaşık 10-11. gününde yumurta gelişiminin izlenmesine başlanır. Gelişen yumurta yaklaşık 15-16 mm olduğunda, günlük kan LH hormonu düzeyleri ölçülür. Böylece LH artışını ve bu artışın en yüksek düzeye çıktığı günü saptamak mümkün olmaktadır. En yüksek LH düzeyinin saptandığı gün 0. gün sayılmakta, 7. Gün e gelindiğinde özel bir kanülle rahimin fundus bölgesinden biyopsi alınmaktadır. Hormonla uyarılmış (hormon replacement therapy) sikluslarda ise; progestron hormonunun verilmesine başlanılmasından 5 gün sonra biyopsi alınır. Alınan bu örnek özel taşıma tüplerine konularak incelemeye gönderilir. Örnek rahim içi zarının gebeliğe uygun olup olmadığını gösterecek yaklaşık 240 gen açısından incelenecektir.  Test yaklaşık 20 günde sonuçlanmaktadır.

 

Test sonucu; ya reseptif (endometrial reseptivite gebelik oluşumu için uygun dönemde) ya da non reseptif (endometrial reseptivite gebelik oluşumu için uygun dönemde değil) şeklinde çıkmaktadır.  

Eğer sonuç reseptif çıkmış ise; hastamızda tüp bebek tedavimizde embryo transferini her hastamıza yaptığımız gibi, yumurta toplanması sonrası 3-5. gün yapabiliriz demektir.

Ama sonuç uygun değil (non reseptif) şeklinde rapor edildi ise, daha sonraki aylarda uygun günün belirlenmesi için yeniden testler yapılması gerekmektedir. Bu nedenle bu hasta grubumuzda tüp bebek tedavisindeki embryo transferini yumurta toplanması sonrası 3-5. gün değil, testin belirlediği günde (rahim içi zarının embryoyu kabul edeceği – reseptif gün) yapmaktayız. Bazen sonuç pre-reseptif (duyarlılık öncesi) veya post-reseptif (duyarlılık sonrası) gibi farklı tarzlarda rapor edilebilmektedir. Bu durumda; yeni biyopsiler almadan, belirlenen günden 1-2 gün önce veya 1-2 sonra embriyo transferini gerçekleştiriyoruz.

 

Sonuçta ERA testi, tekrarlayan tüp bebek başarısızlıkları olan ve araştırmalarımızda başka neden bulamadığımız hastalarımızda, kişinin embryo transferinin kendine özgü zamanlamasını belirleyerek, bu zor hasta grubunda bize yeni bir alternatif sunmaktadır.